Projeler

Kendine Ait Bir Masa

Canan Beykal, Emre Zeytinoğlu, Fatoş Beykal, Mürteza Fidan, Nezaket Ekici, T. Melih Görgün, Güler Ateş, Hülya Küpçüoğlu, Sabrina Osborne, Froso Papadimitriou, Jonathan Bradbury, Nazım İrem

Detaylı Bilgi

Masanın hem sanat hem de edebiyatta çok güçlü bir motif olarak yer aldığı belleklerdedir. 5 Mart – 5 Nisan 2014 tarihleri arasında Galeri/MİZ’de görülecek olan ‘Kendine Ait Bir Masa’ sergisini, masa üzerine unutulmaz yorumlar yapan söz konusu yazar ve sanatçıları anımsamadan görmek, bir şeylerin eksik kalmasına neden olabilir.

 

Modern İngiliz edebiyatının önde gelen yazarı Virginia Woolf, günceleri ile çalışma masası arasında yakın bir ilişki görür. Woolf güncelerinin, tıpkı, zamanı geldiğinde üzerinde düşünmek ve gözden geçirmek üzere kitap ve notlarını üstünde biriktirdiği ve ‘derin’ olarak nitelendirdiği çalışma masasına benzediğini yazar. Günceleri onun yaratılarının ana rahmidir. Güncelerine aldığı notlar, ‘zamanı geldiğinde’, kitaplarına, dolayısıyla, bütüncesine dönüşür. Ancak, satır aralarında okuduğumuz gibi, bunun da arka planında, yapıtlarının olgunlaştığı çalışma masası bulunur. Woolf’un yapıtları, üzerinde, düşünmesine yardımcı olan kitaplar ve notlar biriktikçe seslerini bulur.

 

Yine bir kült yazar, Franz Kafka da çalışma masasının vurgusunu yapan yazarlar arasındadır. Kafka, dünyayı keşfetmek için odadan çıkmaya gerek olmadığını, masada oturup derin düşünmeyi bildiğimizde dünyanın, kendini ayaklarımızın dibine sereceğini yazar.

 

Masa dendiğinde sadece modern yazının önde gelen yazarları değil, çağdaş sanatın öncü sanatçıları da akla gelir hemen. Sanatta sadece cinsiyet ayrımcılığı değil, her türlü ayrımcılığa karşı çıkan sanatçıların yaratısı olan Feminist sanatın önemli ismi Judy Chicago’nun Ziyafet adlı yapıtı, masa odaklı çağdaş sanat yapıtlarının başında gelir. Chicago, ayrımcılık karşıtı oluşunu pekiştirmeyi amaçlayarak erkek sanatçıları da bu projesine dahil eder ve toplam otuz dokuz sanatçı birlikte üretir ve çağdaş sanatın kült işlerinden biri ortaya çıkar.

 

Çağdaş sanatın diğer kült masası başka bir öykü anlatır: Babanın İtlafı. Neredeyse yetmiş yıla yayılan kariyerinde her ürettiği ile sanat tarihinde ayrı bir sayfa açan Louise Bourgeois, babasının kimliğinde zorbalık karşısındaki öfkesini, Babanın İtlafı ile sanata dönüştürürken, aslında baba kimliğinde baskıyı çağrıştıran her kavramı söküp özgürlüğü ve kendini bulmayı sanat aracılığıyla yeniden kurar.

 

Galeri/MİZ’in 2013’te başlattığı proje bazlı çağdaş sanat sergilerinin ikincisini oluşturan ‘Kendine Ait Bir Masa’ ise, zengin çağrışımlarıyla modern yazın ile çağdaş sanatın en ünlü masalarına yaptığı açık/örtük göndermelerle, çağdaş sanatın son on beş yılında sanatçı tavrını yeniden hatırlatma fırsatı sunuyor. Öncelikle, projeye katkıda bulunan sanatçıların bir grubunun, çağdaş Türk sanatının öncü isimleri olması ve söz konusu sanatçıların işlerinin simgesel çalışmalar olması, sergiyi bir dönem sergisi olarak öne çıkarıyor.

 

Videodan yerleştirmeye, üç boyutlu objeden sanatçı kitabına uzanan formlarla projeye katılan sanatçıların ortak masası, izleyiciyi oturup çalışmaları incelemeye davet ederken, bir yandan da, işlerin üretiminde izleyicinin görünmeyen ortaklığını ima etmesiyle çok özgün bir girişim olarak iz bırakıyor.

05.03.2014

05.04.2014

Emre Zeytinoğlu / AYDINLANMA

Sanatçı, British Museum - Aydınlanma Galerisi’nde yer alan nesnelerin sergilenme biçimini taklit ediyor ve buna bir yorum getiriyor.

Detaylı Bilgi

Emre Zeytinoğlu ‘aydınlanma’ sözcüğünü, Sanayi Devrimi ile Fransız Devrimi arasında, “rasyonalite” felsefesinin doğduğu dönemin adı olarak tanımlıyor ve bu felsefenin temelini ise kişinin evrensel bilgiye yönelmesi sürecinde edindiği deneyimler ile akıl arasında bir bağ kurması şeklinde açıklıyor.
 

17. yüzyıl ve sonrasında toplanmaya başlanan tarihi eserlerin gerçek maddi değerini bulabilmesi, aristokrat ve zengin burjuva koleksiyonerlere bunların satılabilmesi için, bilgi ile donatılması gerekirdi. Büyük, küçük tüm eserler hakkında çok geniş bilgiler bu nedenle oluşturulmuş, üzerine kitaplar yazılmış, notlar tutulmuş, haritalar çizilmiş, resimler yapılmış ve olabildiği ölçüde de fotoğraflar kullanılmıştı. 18. yüzyıl Aydınlanmasını destekleyen hareketlerin en önemlisi, işte bu bilgi toplama ve öne­mi bilinmeyen nesnelere bir “değer oluşturma” işi olarak öne çıktı. 
 

Zeytinoğlu, British Museum’un nesneleri sergileme yöntemini tam da bu sergiyle taklit ederek, “değer oluşturma” sürecini izleyici karşısında bir kez daha yoruma açıyor.
 

‘Büyük İskender’in Evinden Çıkan Kâse Parçası’, ‘Büyük İskender’in Evinden Kanalizasyon Parçası’, ‘Priene’deki İon Gökyüzü’, ‘İsos Ovası’ndan Taş, ‘Sabahattin Ali’nin Koğuşunun Penceresinden Tel Parçası’. . . Bu sergide, bunlar gibi önemsiz görülen bir takım parçalara bir değer atfedilmeye çalışılıyor ve sanatçının kâğıt üzerine kurşun ve mürekkepli kalem kullanarak yaptığı çizimler, çektiği fotoğraflar ve kullandığı reprodüksiyonlar, bir müze malzemesi haline sokuluyor.
 

Müzecilik yaklaşımı çerçevesinde bir yöntem izleyerek, büyük bir bilgi dünyasının nasıl inşa edildiği konusunda yorumlar ortaya koyan ‘Aydınlanma/Enlightenment’ sergisi, 15 Ocak - 08 Şubat 2013 tarihleri arasında Teşvikiye Galeri/MİZ’de sanatsever ziyaretçileri bekliyor.
 

Emre Zeytinoğlu (1955/İstanbul)
1980 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik Bölümü’nden mezun oldu. 1986 yılından itibaren sergi açıyor ve 1988’den bu yana da sanat konusunda makaleler yayınlıyor. “Sanat Üzerine Yersiz Yorumlar” (2008), “Uyku Tulumunda Spor” (2004), “Sanatın Suç Ortaklıkları” (2003), “Kavramın Sınırlarında” (Ali Akay ile, 1998) ve “Pisuarın Bir Dekonstrüksiyonu” (Ali Akay ile, 1994) gibi kitapları bulunuyor.

 

15.01.2013

08.02.2013


E-Bülten

Göster Göster

E-Posta Adresiniz